Bir Efendi Köle Hikayesi 3

Bir iş yerine cinsellik, dinsellik veya siyaset karıştığında işin boku çıkar. Ne iş yerleri duydum, gördüm sanki kerhane. İş yapabiliyorlar mı diye merak ettim. Evet.. “İş” yapabiliyorlarmış…

Kerhane benzetmesinde bulunurken genelevlerde çalışan zavallı kadınları benzetmekten utanıyorum tabi. Bahsettiğim yerlerde iş parayla olmuyor, kariyer kavgaları, patronun cazibesi, cinsellik kokuları ile birleştiğinde iş yerinde bir defa cinselliğin, cinsel gösterilerin başlaması diğerleri için de bir tetikleme oluşturur ve iş yeri oldukça seksi bir mekana dönüşüverir.

Bu arada bir iş yerinde mini etek giyiliyor olması bu iş yerinin böyle bir yer olduğu anlamına gelmiyor. Peşin söyleyeyim.

Buradaki hikaye bu türden bir yerde geçmiyor. Daha masum, başkalarının izlenmesinden uzak gizli bir hikaye.

Uzun bir aradan sonra soğuyan ilişkilerinin ardından efendinin daveti üzerine tekrar bir araya gelmek için can atıyordu genç kadın. Efendinin de bir istediği vardı ki tekrar “bu aradan sonra tekrar başlayalım mı” diye sormuştu. Diyalog başladı, eski havalarını buldular kısa bir sürede.

Yeliz efendisini evine davet edemiyordu, bekardı ve ailesi ile yaşıyordu, sürekli bir aradaydılar. Efendinin durumu da bundan pek farklı değildi, tek farkı bekar olmamasıydı.

Son zamanlarda kiralık mekanlar artık BDSM için pek güvenli değildi. Otel odaları BDSM için çok sıradan yerlerdi. Sürekli bir mekan bulundurmak pahalı bir işti ve ne yazık ki yine güvenli sayılmazdı. Yeliz o denli özlemişti ki efendisini fırsatı kendisi yarattı. O dönemler iş yeri Yeliz’in yalnızlığını paylaşacağı kadar tenha oluyordu, ofisini paylaştığı arkadaşı bile tatildeydi, o oradaydı ve yalnızdı ve birlikte olacak yer yoktu… Bu nasıl bir saçmalık diye düşündü. “Ah keşke o burada olsaydı şu an” diye iç geçirdi.

Bir gün bunu efendisine çıtlattı. Yeliz’in ofisi komşu bir şehirdeydi, efendiden araba yolculuğu ile yaklaşık 3 saat kadar uzaktaydı. Gelir misin? diye sordu. Efendisi “kimsenin olmayacağına, bir süpriz yaşamayacağımıza emin olamıyorum pek” dedi. Ancak boş da durmadı, mekanın resimlerini çektirtti ve inceledi ve acil bir durumda toparlanılacak önlemleri alabileceğini hissetti. “Peki, günü söyle o zaman” dedi…

Efendi sözleşmiş oldukları günde yola çıktı, kadının ofisinin olduğu yere ilk defa gidiyordu, bir yolculuktan ve şehir içinde birkaç hatalı giriş çıkıştan yaptıktan sonra yolu buldu.

Ofisin bulunduğu tesisin girişinde güvenlik vardı ve kapı girişinde en azından adetten olmak üzere aracı ile gelene geçene kim olduğu, kiminle görüşeceği soruluyordu. Efendi’nin güvenliği aşması hiç zor olmadı, öncelikle güvenliğin bir ziyaretçi geleceği konusunda bilgisi vardı, ancak buna pek gerek kalmamıştı. Düzgün iş kıyafeti ile gelen, pek de toy görünmeyen Efendi’ye aracı durdurduğunda kime geldiğini bile sormayacaklardı, belli ki bu ciddiyette geçenler sadece üst düzey müdürler ve patronlardı. Efendi’nin çok lüks olmayan ancak sosyal konumunu belli etmeye yeterli kalitede olan arabasının penceresinden sert ama samimi ses tonu ile “Günaydın” demesi yeterli olmuştu, “Günaydın efendim, gideceğiniz yer konusunda yardımcı olabilir miyim?”. Aynı sert ama kibar ses tonu ile “Teşekkür ederim” dedi Efendi, “Gideceğim yeri biliyorum”.

Ofise yaklaşınca bir kaç telefon konuşması oldu Efendi ile Yeliz arasında. Bunlar tamamen ofisin yerinin bulunmasına yönelik, kısa, adeta resmi bilgi alışverişi niteliğinde görüşmeler olmuştu. Telefonda her ikisi de birbirlerine karşı o kadar rahat değillerdi.

Tarif edildiği park yerine girildiğinde kölesi Efendi’nin aracının yanına geldi, her zamanki ağır olan çantasını aldı ve binanın içine girdiler. Bina içindeki kapıların çoğu kapalıydı, koridorlarda, merdivenlerden çıkarken bile hiç kimse ile karşılaşmadılar, birkaç açık kapının önünden sessiz ve hızlı adımlarla geçtiler. Ofisin kapısına varmışlardı. Yeliz anahtarı ile kapıyı açtı, içeri girdiler. O ana kadar neredeyse hiç konuşmamışlardı. Efendi tipik emreder ses tonu ile “Yandaki mi senin masan?” diye sordu, “Evet efendim” cevabını aldı, geçti o masadaki koltuğa oturdu. Oda yaklaşık 10-15 metrekare küçük bir ofis odasıydı, üç çalışma masası sığdırılmıştı. Yeliz uygun bir yere çantayı bırakmaya yeltendi, “çantanız için burası uygun mu efendim” dedi, Efendi evet anlamında sessizce başını salladı, “bıraktıktan sonra gidip bana bir bardak su getir” dedi, kadın “emredersiniz” dedi ve su getirmek için odadan çıktı. Bir süre sonra döndüğünde Efendi psikolojik hazırlığını tamamlamıştı. “Yaklaş bana” dedi, elindeki suyu aldı, “ayakkabılarını çıkar” dedi. Yeliz ayakkabılarını çıkardı, öylece bekliyordu, efendi hiç acele etmiyordu, onu biraz bekletti, suyundan yavaş yavaş yudumlar aldı.

Önünde dikilmekte olan Yeliz’in eteğini yukarı doğru sıyırdı Efendisi, bedeni soğuktu ama en soğuk yeri kalçalarıydı. Biraz masajdan sonra göğüslerini elbisesinden çıkarmasını emretti, elbisesini çıkartmadan. Yeliz efendisinin dediğini yaptı, Efendi külotu çıkarmayı ona bırakmamıştı. Üstünde içinden taşırılmış göğüslerini sıkıştıran, alttan da yukarı çekilmiş elbisesi garip görünüyordu. Efendisi elbisesinin üstünü çıkarmasını söyledi, elbisenin üstü sutyenle beraber çıkarıldı.

“Ağzını özledim” dedi Efendisi, mesaj netti; Yeliz eğildi efendisinin fermuarını açtı, sertleşmiş organı oradan çıkarmak onun için efendisinin yardımı olmadan mümkün değildi, bu nedenle Efendisi’nin desteği ile pantolonun üst kısmı açıldı ve görev icra edilmeye başladı. Efendisi oral seks sırasında dişlerin organına temas etmesinden nefret ederdi, Yeliz buna çok dikkat ediyordu, daha önce ilk buluşmalarında ciddi fırça yemişti bu yüzden. Efendisi arada elinde kalan su bardağını Yeliz’e verdi, “ağzını ıslat” dedi. Kadın ağzına aldığı suyu taşırmadan görevine devam etti. Yeliz’i masanın altına aldı. Genç kadın biraz zor sığmıştı oraya aslında, özellikle başını pek kolay hareket ettiremiyordu, ama görevin zorlaşması aldığı zevki azaltmamıştı. Efendisi bir süre bu şekildeyken bilgisayarda internette sörf etti, Yeliz’i en çok uyaracak olanın ona şifresini sorması olduğunu biliyordu, bu soru Yeliz’i doğrudan aşağılamaktı, efendisinin onu o anda, kendisi güç bela performans gösterirken çok da umursamadığını hissetmesi zevk alacağı bir şeydi ancak halen arada su içmesini isteyen sesi duymak kendisinden haz alındığı hissini tazeliyordu. Bu, kendisini kadın olarak değil, efendisinin bir aracı olarak görmesi güzelliğini veriyordu.

Efendisi sıkıldığında onu oradan çıkardı. Üstündekileri tamamen çıkartarak masasının karşısındaki duvara dayalı olarak durmasını istedi. Bu sırada Efendisi ayağa kalktı ve diğer masanın üzerine konulmuş olan çantasını karıştırmaya başladı. Bu çanta değil, küçük bir spor valizdi aslında, gerekli olacak, önceden öngörebildiği plana göre hemen her türlü malzeme içindeydi. Daha önce yaptığı göğüs vakumunun daha iyisini yapacaktı. Yaptı da, bu sefer arkasını delip akvaryum hava hortumu bağladığı rakı bardaklarını göğüslerine oturttu, supaplı düzenek aracılığı ile göğüslerinden hava vakumlamaya başladı.

Devam edecek…

Bir Cevap Yazın